:.::.MEKAN BURASI:.:.:GençLik MEkanı

GENÇLİK MEKANI
 
AnasayfaSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nihat kahvecinin hayatı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sezer_06

avatar

Mesaj Sayısı : 84
Kayıt tarihi : 20/06/08

MesajKonu: Nihat kahvecinin hayatı   C.tesi Haz. 21, 2008 3:05 pm

Her futbolcunun hayali Avrupa'ya gitmek... Bundan on sene evvel o kadar da mümkün değildi bu. Şimdi, özellikle de 2002 Dünya Kupası'ndaki başarıdan sonra, bir sürü futbolcu Avrupa hayalini gerçekleştirmeye başladı. Gerçi bazıları geri dönmek zorunda kaldı, ama sen, Tugay ve Emre tutunmayı başardı... Örnek oldunuz gençlere. Böyle bir öncülük misyonunu taşımak nasıl bir şey?
Bilmiyorum buna öncülük misyonu denebilir mi? Ama sonuçta biz oralara başarılı olmak için gittik. Belki bazı arkadaşlarımız aynı şansı yakalayamadı ama ben başarılı olmak için bu yolu seçmiştim. Nitekim ben olayım, Emre olsun, Tugay Ağabey olsun bir şekilde kalmayı başardık Avrupa'da. Üçüncü senem bitiyor benim, Tugay Ağabey belki 5-6 sene, Emre'de 3-4 senedir yurtdışında. Galiba biz istediğimiz ortamları bulduk. Takıma girmezseniz uyum zorlaşıyor. Üçümüz de ilk onbirde yer bulan oyuncularız. Hepimiz elimizden geleni yapıyoruz. Şu ana kadar da her şey iyi gidiyor. Sonuçta takımlarımızın önemli bir parçasıyız.

Ama sen gittin ve yıldız oldun, bu başka bir şey. Öyle değil mi?

Aslında ilk gittiğimde ilk beş ay sakatlığımdan dolayı oynayamamıştım. Hatta sezon sonunda geri döneceğim yolunda söylentiler bile çıkmıştı. Ama ben hiçbir zaman geri dönmeyi düşünmedim. 4,5 senelik imza atmıştım ve işin başında geri dönmek olmazdı. İkinci sene ise inanılmaz bir sene oldu. Gerçekten 23 gol attım o sezon. Üçüncü sene ise, takım belki iyi değildi ama ben yine takımda en iyi oynayanlardan biriydim, 14 tane gol attım yine. Yani yaklaşık 2-2,5 senede attığım gol yaklaşık 40 oldu İspanya'da. Bunu yapmak inanın kolay değil, çünkü İspanya Ligi'ni herkes biliyor. Dünyanın en zorlu liglerinden birinde mücadele ediyoruz. Bu başarı çizgisi daha ne kadar sürer, ben de bilemiyorum. Ama hedefim bunu böyle devam ettirmek ve başarılı olmaya devam etmek. Hala ilk 11'deyim, hala takımın önemli bir futbolcusuyum. Bu şekilde kabul edilmek de güzel bir şey bir Türk futbolcusu için.

Açık konuşmak gerekirse, hiç kimse senin bu kadar başarılı olacağını beklemiyordu. Dünyanın en iyi iki liginden birinde böylesi yüksek bir performans alkışı hak ediyor. Peki sen bu kadar başarılı olacağını tahmin ediyor muydun? Yıldız olmak seni nasıl etkiledi?

Bilmiyorum nasıl etkiledi. Aslında ben mütevazı bir insanımımdır. Sahanın içindeki Nihat ile saha dışındaki Nihat çok farklıdır mesela. Ben bile sahanın dışına çıktığımda, sahanın içindeki Nihat'ı görünce 'Allah Allah' diyorum, 'bu ben miyim'. Ama şu da bir gerçek çok iyi sezonlar geçirdim orada. Ve çok mutlu oldum, hâlâ da çok mutluyum. Biliyorum ki Türkiye'de maçlar yayınlandığı zaman insanlar beni takip ediyor ve çok büyük destekleri var. Bunları görünce insan neleri başardığının farkına varıyor ve gurur duyuyor. Ama asıl başarıü istikrarı yakalamak ve başarıyı uzun yıllara yaymak. Benim hedefim de uzun yıllar Avrupa'da oynamak. Bu İspanya olur, başka bir lig olur. İyi olduğum sürece Avrupa'da oynamaya devam etmek istiyorum. Şu anda en büyük hedefim bu.

Şunu merak ediyorum, Türkiye'de sıradan, normal bir hayat sürerken, daha futbolcu olmak isteyen gencecik bir çocukken birden bu başarıları yakalamak nasıl bir duygu? Bundan 5 sene önce umutları olan biriydin, şimdi apoletleri olan bir generalsin...

Çok ilginç bir duygu gerçekten. Bir zamanlar izlediğim kişilerle Milli Takım kampındayım şimdi, Onlarla hayatı paylaştım, onlara karşı oynadım. Dünyanın en iyi oyuncularına karşı mücadele ediyorum. En büyük yıldızlarla her hafta karşı karşıyayım. Çok farklı bir his. Anlamak için yaşamak lazım. 17 yaşındaki halime gelince... Şimdi şöyle bir şer var, unutmayalım o büyük futbolcular da, zamanında çocuktu ve onlarında da hayalleri vardı. Ve büyüdüler, büyük işler başardılar ve şimdi onlar göz önünde ve küçük çocuklar şimdi onları hayal ediyor. Bu böyle bir döngü. Bizde küçükken hayal ediyorduk, belki şimdiki küçük çocuklar, bu Milli Takım'daki oyuncularla oynamayı hayal ediyorlar ve bir gün gelip oynayacaklar. Ama bu öyle bir şey ki, çok insana nasip olmuyor. Çok çalışmak, yetenekli olmak gerekiyor, hayatını ona göre düzen altına sokman gerekiyor. Dışardan kolay gözükebilir ama herkes futbolcu olamıyor işte. Tamam, herkes sokakta futbol oynuyor, futbolu seviyor ama futbol sadece o topun peşinden koşmak değil ki. O sahaya çıkana kadar inanılmaz olaylar yaşıyorsun maç öncesi.

Önemli bir noktaya geldik. Herkes seviyor ama herkes başaramıyor. Bu konuyu biraz daha açar mısın?

Bir kere çok stresli bir iş bu. Stres kaldıramayan, sorumluluk almayı sevmeyen insanın bu işi yapmasını ben zor olarak görüyorum. Çünkü özellikle Milli Takım'a gelen oyuncular büyük sorumluluk alan kişiler. 20-22 kişi buradayız, hocalarla birlikte otuz kişi. Bu otuz kişi, bir maçı kazandığı takdirde 70-75 milyon kişiyi sevindiriyor. Bu bence ağır bir yük. Ne için buradayız? O yükü kaldırabildiğimiz için, bu güveni verebildiğimiz için. Futbol sadece topun peşinden koşmak değil, sahanın içinde inanılmaz olaylar yaşanıyor.

Yetenek bunun kaçta kaçı sence?

Yetenek çok önemli ama yeteneğini geliştirmelisin, yaşamını düzene sokmalısın, kafanı çok iyi hazırlamalısın. Günümüzde yetenek de önemli ama koşmayan, mücadele etmeyen, oyuncu şans bulamıyor artık. Aranılan futbolcu tipi artık hem çok koşan hem defans yapan hem de atakta yer alabilmeyi beceren oyunculardan oluşuyor. O yüzden her geçen gün futbol zorlaşıyor.

Şu sorumluluk bahsi önemli. 25 yaşında bir adam hayatının en büyük sorumluluklarını alıp sahaya çıkıyor. Bazen koskoca bir toplumun yaralarına merhem olmak bile var işin ucunda. Bundan sıkıldığın oluyor mu?

Hayır hiç sıkılmıyorum. Buradaki herkes o sorumluluğu alıyor. Takım oyununda herkes bir bütünün parçası ve bunun gereklerini sahada yansıtmaya çalışıyor. Tabii ki kolay bir şey değil. Ama sonuçta yıldız futbolcu olmak istiyorsan her şeyin bir bedeli var, bedelsiz bir şey olmaz. Çok sıkıntı yaşamadan başarılar da gelmiyor, çok stres çekmeden büyük başarılar da elde edilmiyor. Özveri yoksa ödül de yok. Biz de bunun bilincinde olan futbolcularız.

Real Sociedad'la iki sezon önce ligin son haftasında binlerce kişinin alkışları arasında şampiyonluğu bıraktınız. Bu çok önemli bir andı. Sen Türkiye'de üç büyüklerde futbol oynamış bir insan olarak biliyorsun, son hafta şampiyonluk alkışlar altında zor bırakılır bizim memlekette. Ne dersin?

Hakikaten doğru. Ama şu da var, büyük takımlar için çok kötü bir şey son hafta şampiyonluğu bırakmak. Real Sociedad'ın geçmişinde iki şampiyonluğu var, lakin kimse bir daha böyle büyük bir başarıyı beklemiyordu. O sene de beklentilerin çok üzerinde bir başarı yakalandı. Biz inanılmaz bir şekilde şampiyonluk için oynadık ve bir puanla Real Madrid'e bıraktık. Real Madrid dünyanın en iyi takımlarından biri ve biz onları önce 4-2 yendik, sonra da deplasmanda yenilmedik. Şampiyon gibi de sevindik ama sadece bir kupamız eksikti. Ama bence biz şampiyon olduk. İstatistikler dışında zaten herkes size şampiyon muamelesi yapmıştı zaten... Gönüllerin şampiyonu olduk biz bence. Futbolda böyle şeyler var, ama gerçekten seyirci de dediğiniz gibi inanılmaz derecede sevindi, bizi de destekledi ama büyük takımlarla kıyaslamak doğru olmaz. Sonuçta bir Beşiktaş son hafta kaybetse, seyirci bunu iyi karşılayamayabilir. Bu da normal çünkü büyük takım, her zaman şampiyonluğu hedefliyor.

Doğru ama biz de biraz fazla kahretmiyor muyuz, ikincilik de bu kadar kötü mü?

Tabii bir anlayış farkı var. Bana Avrupa ile Türkiye arasındaki en büyük fark ne diye sorduklarında; 'futbol olarak o kadar yetenekli değiller ama futbolcu saha dışında rahat' diye cevaplıyorum. Futbolcu üzerinde Türkiye'deki gibi baskı yok. Bu gerçekten çok önemli bir farklılık. Adam sahaya futbol oynamak için çıkıyor, bu çok önemli bir fark bence.

Sen mahallede futbol oynayarak futbolcu oldun ve mahalle topçuluğunun önemini biliyorsun, ama bir de Yıldıray gibi baştan işin okuluna giden var. Hangisi daha kestirme yol?

O çok erken girmiş. Mesela ben sokakta oynuyordum ama lise bire başladığımda bir amatör takıma, Esenlerspor'a gittim. 2-2.5 sene oynadım orada, lise bittikten sonra Beşiktaş alt yapısına geldim. Oradan da 2 sene sonra A takıma çıktım. Yani benim için süreçler biraz çabuk gerçekleşti. Belki daha erken alt yapıya gitseydim, daha iyi bir eğitimle şu anda daha iyi bir konumda olabilirdim. Sonuçta geldiğim yerlerden tabii ki memnunum. Ne oldum da demiyorum hiçbir zaman. Çünkü bu işte dün yok, hep bugünle yarın konuşuluyor.

Bu kötü bir şey mi?

Bence değil, doğru olan, olması gereken bu. Eğer dü'ü tartışmakla geçseydi zaman, Türkiye'de ne yıldızlar vardı, hâlâ onları konuşmamız gerekirdi. Onlar oynayamıyor artık, sürekli yeni nesiller geliyor. İşin kanunu bu. O yüzden futbolcu sürekli bugünü düşünüp çalışmalı. Ama iyisiyle kötüsüyle, dünde kalırsak eğer ileriye gidemeyiz. Ben böyle düşünüyorum.

Sen çok genç yaşta 19 yaşına Beşiktaş'ın A takımında yer bulmaya başlamıştın. İlk başlarda sağ kanat oyuncusuydun. Bu ne gibi bir yarar sağladı sana?

Sağ kanat oynuyordum ama ileri dönük bir görevim oluyordu. O zamanlar senede 6-7 gol atıyordum. Asitlerim, ortalarım vardı. Ama İspanya'ya gidince Deoniex beni forvetle beraber ikinci forvet gibi denemek istedi. Tuttu da. Şu anda memnunum oynadığım yerden. Ama tabii ki Milli Takım'da başka görevler verildiği oluyor, bazen sağ kanatta oynuyorum, bazen sol kanatta. Bene farklı pozisyonlarda oynayabilmek bir futbolcu için önemli bir avantaj. Sonuçta alternatif yerlere de hazır oluyorsun ve takımda yer bulma şansın artıyor.

Nihat'ın daha büyük hedeflerin var mı?

Benim daha 1.5 senelik kontratım var. Öncelikli hedefim bu 1.5 seneyi en iyi şekilde değerlendirmek, Real Sociedad'taki başarılı performansımı devam ettirmek istiyorum. Sonuçta Beşiktaş'tayken bir anda İspanya'ya gidebileceğimi düşünmüyordum ama bir anda karşıma böyle bir fırsat çıktı ve gittim. Şu anda ne olacağını bilemiyorum ama hedefler belli, Avrupa'da devam. Her futbolcunun hedefinde daha büyük takımda oynamak var, ama biraz şans işi bu; biraz da meziyet işi.

Sana her yerde oynarmışsın gibi geliyor mu şu anda?

Öyle konuşmak çok iddialı olur, ama ben kimseden eksiğim olmadığını düşünüyorum. Bu biraz da menajer işi, şans işi, piyasa işi. Bu işler de bu işin çok önemli parçaları artık. Sonuçta şu anda bir şey diyemem, ilerleyen günlerde neler olacağını bilemiyorum ki. Sürprizler de olabilir açıkçası.

Bask bölgesi, ya da onların deyişiyle Bask Ülkesi'nde top oynuyorsun. Nasıl bir şey bu? Bu kimlik farkı çok vurgulu mu?

İlginç bir konu bu gerçekten. Mesela Athletic Bilbao kulübünün bu açıdan inanılmaz bir uygulaması var, Basklı olmayanları oynatmıyorlar. Bizim takımda o yok. Ama bizim takımda da İspanyol oyuncu yok, yabancılar ve Basklılar var. bile oynatmıyor sadece oranın futbolcuları. Bu takımda İspanyol oyuncu oynatmıyor ama yabancıları oynatıyorlar.

Yaşadığın şehir de çok güzel bir yer... Alışabildin mi bari?

Evet San Sebastian çok güzel bir yer. İspanya'da deplasmanlara da gittiğim için Barcelona, Madrid'i ayırırsanız bence İspanya'nın en güzel bölgeleri oralar. Gideli üç sene oldu neredeyse. İstanbul gibi çok büyük bir şehirde yaşayıp büyüdüğüm için burası biraz ufak geliyordu bana. İlk başlarda yabancılık çektim doğal olarak.Ama zamanla alıştım ve tadına vardım; çok sakin bir hayat var, kafa dinliyorsun.

İspanya Ligi dünyanın en zevkli ligi diye biliniyor. Bu seni nasıl etkiliyor? Büyüleniyor musun sen de?

Gerçekten de bir bakıyorsunuz Barcelona var, Valencia var, Deportivo var... Bu takımların onbirlerini dünyadaki tüm futbolseverler tanıyor. Mesela bir Ronaldo dedim mi dünyada tanımayan yok, o adama karşı çıkıp top oynuyoruz; Zidane'la, Raul'la, Ronaldinho'yla karşılıklı top koşturuyorsun. Bu insana ayrı bir zevk veriyor.

Nou Camp'ta sahaya çıkmak nasıl bir duygu? İnsan o atmosferden ürkmüyor mu?

100.000 kişinin önüne çıkıyorsun orada. İnanılmaz bir atmosfer oluyor, inanılmaz bir psikoloji. Sahada kaliteli futbolcular var, stad mükemmel, her şey harika. Bu da insana oynama hırsı ve azmi veriyor. O kadar stresli de olmuyorsun yani.

Taraftar farklı mı?

Orada taraftarlar maç izlemeye geliyor. Mesela çok enteresan bir şey var; mesela maç 5'te diyelim. 4.30'da sahaya çıkıyoruz kimse yok stadda, çünkü herkes kombine bilet sahibi. 5'e 5 kala maça geliyorlar. Maçlarını izliyorlar, alkışlıyorlar veya protestolarını yapıyorlar oyuna göre, sonra dönüyor evlerine gidiyorlar. Öyle tiyatro gibi de izlemiyorlar ama. Etkili de oluyorlar oyuna. Hiç şüphesiz oyunun içindeler. Belki çok şarkı söylemiyorlar, ama hakemin bir hatasında onu ıslıklayarak, protesto ediyorlar; rakibi yıldırıyorlar ve oyunu çok iyi biliyorlar. Onlar oyunu çok seviyor ve bu da sahaya olumlu yansıyor hep.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Nihat kahvecinin hayatı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
:.::.MEKAN BURASI:.:.:GençLik MEkanı :: FUTBOL :: Futbolcularn_Hayatlari-
Buraya geçin: